• Ilgaz Fakıoğlu

Profesyonelleşme ve alternatif medya: ‘Çoğulculuk kapitalizmin uydurusudur’


“Bir medya profesyoneli olarak görüşüm”, “Bir medya profesyoneli olarak bu taraftayım”, “Bir medya profesyoneli olarak kanımca…” Özellikle kendi jenerasyonumda da sıkça duyduğum, gördüğüm cümleler bunlar. Çoğu kişi bugün; profesyonel iş görme kaidelerine ve medya sektörünün yapısına uygunluk göstermek; global medya ve üretim pratiklerine doğrudan entegre olabilmeyi istiyor. Ben kendi verdiğim eğitimlerde özellikle iki noktaya Matrix filmindeki kırmızı/mavi hap alegorisiyle de dikkat çekmeye çalışıyorum. Mavi hapla medya profesyonellerine, kırmızı haplaysa medyaya materyalist bakan, üretim bandında geniş yelpazeye oturabilen, iş görme kaidelerini manipüle edebilen, kafa-el emeğini birleştirebilen yeni anlam işçilerine odaklanıyorum. [i]


Fakat bu noktada elbette medya profesyonelliğini ve onun yansıttığı meslek ideolojisini yayma, örgütsel yapıyı öğrenme gibi unsurları beraberinde keşfetmek lazım. Profesyonelleşmenin bugün yansıtmaya çalıştıklarına iletişimin üretim tarzı ve ilişkileri ile düşünsel üretimin tarzı ve ilişkileri arasında bağ kurararak yapılan incelemeler üzerinden bakabilmek gerekiyor. [ii]

Konu kapsamında ulaştığım iletişimci ve bilim insanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan; yaptığımız söyleşide özellikle bu konuda medyadaki profesyonelleşmenin yarattığı dünyaya da dikkat çekiyor.

Prof. Dr. İrfan Erdoğan

Fakıoğlu: Medya profesyonelliği kimliği birçok taraf üzerinden tartışılıyor. Medya profesyonelliği kavramına bir medya çalışanının nasıl bakması gerekiyor?


Prof. Dr. Erdoğan: Benim “nasıl bakmalı, nasıl bakması gerekir” gibi normatif sorulara karşı alerjim var, çünkü normatif değerlendirmenin hiçbir anlamlı ve faydalı sonucu yoktur. (aynı etik konusunda olduğu gibi) Nasıl bakması gerekirin, en özlü yanıtı şudur: Medya profesyonelleri yaygın olarak yaptıklarının tam tersini yapmalıdır. Bu sözün de hiçbir anlamı yoktur, çünkü tam tersini yapmak gibi bir düşünceye, duyguya ve ilgiye sahip olmadıkları için yaptıkları gibi yapıyorlar. Eğer yaptıklarını inanmadan sadece kendi öznel çıkarlarını ve onları besleyenlerin çıkarlarını desteklemek için yapmıyorlarsa başka türlü yapmaları düşünülemez,


Medya profesyonelliği örgütlü bir baskı ve sömürü ortamının egemen olduğu ve bunun siyasasal güç yapıları ve medya patronu ilişkisinin ciddi şekilde biçimlendiği medya endüstrisinde, insanlık ve dürüstlük gibi bağlamlarda utanç verici ve insanımsı bir durumu anlatır. Medya profesyonelliğini “o işin sanat ve teknik yanını öğrenme” bağlamında ele aldığımızda ise, artık, Türkiye’deki medya profesyonelleri program/film/dizi yapım ve yönetme konusunda, Amerika medya endüstrisi profesyonelleri kadar ve hatta dizi ile duygu sömürüsü bağlamında, Amerikalıları ve Brezilyalıları yaya bıracak kadar beceriklidir. İçeriği doldurma bağlamında da öyle: Küresel kapitalist ve kapitalistimsi çıkarlarla kendi öznel çıkarlarını örtüştürerek, çok etkili biliş, duygu, düşünce, inanç, ilgi, tercih ve davranış yönetimi işini yapmaktadırlar.


Medya çalışanları zaten medya profesyonelliğinin nasıl olması gerektiğini yapıtlarıyla göstermektedirler. Yukarıda belirttiğim gibi, eğer farklı yapma düşüncesi ve duyarlılığına sahip olsalardı ve elbette öncelikle ‘’işsiz kalmamak için boyunsunmayı ve ardından da para kazanmak için yaşamayı” seçmeselerdi, o zaman günümüzdeki gibi yapmazlardı. Onlardan farklı tercihte bulunanların maddi sefilliğinin bilinmesiyle ve beyinlere işlenen korkuyla dolu terör, onlara yaptıklarını sıkı sıkıya sarılmaya ve aynen yapmaya devam ettirir. İsmini unuttuğum bir gazetecinin sözünü biraz değiştirerek verip sonlandırayım: “Medya profesyonelliği ayağa dar gelen bir ayakkabı gibidir, arkadan vurur.”


Medya çalışanı zaten medya profesyonelliğinin ne ve nasıl olduğunu işe başladıktan çok kısa zaman içinde öğrenir; sonra kendi çıkarları, amaçları ve durumu ile medya profesyonelliği (buna şirketin sahiplerinin çıkarları ve siyasal çıkar ilişkileri de dahildir) arasında bağlar kurar ve çıkardığı sonuçlara uygun kararlar verir ve uygular. Yani; hayatını kazanma, iş ilişkileri, üretilenin içeriğinin nasıl doldurulacağı “meli, malılarla” yürümez, hunhar egemenlikler, baskılar, işsizlik ve başarısızlık korkularıyla dolu bir terör ortamında yürür. Bu ortamın terörizmi en sinsi, en acımasız, en aşağılık, en iki yüzlü terörizmdir ve hayat boyu sürer.

Medya profesyonelliğinin yansıtmaya çalıştığı ‘nesnellik, özgürlük, tarafsızlık’ gibi olguların uzun vadede medyaya daha da önemlisi gazeteciliğe katkısı olabilir mi?


“Nesnellik” eskiden bize yutturulan ve medya profesyonellerinin de işine geldiği için sarıldıkları geçersiz bir saçmalıktır. Nesnellik sayısız günlük olaylar ve konular arasından birini seçtiğin andan itibaren ortadan kalkar. Sonra, iş seçilenin içeriğini doldurmaya gelir; dizilere, haberlere, filmlere baktığımızda, içeriklerinin özelliklerinin nesnelliği gülünç ve geçersiz hale getirdiğini görürüz. Bir haberci, içerik doldurma bağlamında “bugün trafik kazalarında ülkede 25 canını kaybetti” dediğinde, zaten, başka haberler yerine bunu seçtği için başta nesnellik ortadan kalkmıştır. Ama seçtiği haber “25 kişi canını kaybetti” içeriği bağlamında yansızdır/nesneldir, çünkü olayın bu yanını doğru sunuyor (ama diğer yanlarını sunmadığı için, nesnel değildir). Fakat bizim habercilerimizin sürekli yaptığı gibi, bu enformasyonu bildirdikten sonra, niteleme sıfatları kullanarak anlatıya devam ettiğinde, artık nesnellikten bahsedemeyiz, dediğinin doğru olduğuna ne denli inansa bile... Örneğin, “İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü’nün verilerine göre bugün virüsten 213 kişi öldü” dediğinde, bu belirleme ve konuyu sunma bağlamında nesneliz. Aynı nesnellik şu sunumda da vardır: “Sağlık Bakanı bügün Türkiye genelinde 190 kişi virüsten öldüğünü bildirdi.” Bunu söyledikten sonra, başka birşey söylemeye gerek yok, çünkü en aptal insan bile çelişkiyi görecektir. Dikkat edersek, bu tür anlatıya “paralele kurgu” yoluyla, eleştiri getirme denir. Bu eleştiri doğru veya yanlış olabilir. Hiç fark etmez: haberci her iki durumda da yanlıdır. Sorun yanlı olmakta değildir. Yanlılık kaçınılmazdır. Yanlılıkta sorun varsa, neyin ve kimin yanında olduğundadır.

Kimdir?

Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu'ndan mezun olduktan sonra Purdue Üniversitesi’nde master, Pittsburg Üniversitesinde doktora dereceleri aldı. Amerikalı İletişim Bilimci Herbert Schiller’in New York Hunter College’den University of California San Diego'daki okuluna geri dönmesinden sonra onun yerine Hunter College'da ve sonra da CUNY Queens College'da ders verdi. 1997 yılında Türkiye'ye dönen Erdoğan; Ankara, ODTÜ, Hacettepe, Başkent, Erciyes, Gazi ve Atılım gibi birçok üniversitede ders verdi. Türkiye'de iletişim alanında en çok akademik çalışma yapan bilim insanlarından biri olarak tanınıyor.

“Özgürlük” konusu: “Medya profesyonelinin konu seçmesi ve içeriğini istediği gibi doldurması” bağlamında özgürlük, geçersizdir: Halk Tv gibi bazı televizyon kanallarındaki profesyonellerin ve benzeri gazetelerdeki gazetecilerin “biz istediğimizi, istediğimiz şekilde yazarız; medya patronu bize karışmaz” gibi sözleri gerçek olabilir; ama özgürlük bağlamında geçersiz ve gülünçtür. Çünkü medya profesyoneli bir medya örgütünde çalışır. Medya sahibinin ekonomik çıkarını ve bu çıkarı gerçekleştirmede izin verebileceğini çerçeveler ve siyasal baskılara karşı direnebileceği sınırlar vardır. O medya örgütünde çalışan medya profesyoneli, medya örgütünün çıkar ve amaç gerçekleştirme çerçevesi içinde çalışır. Halk TV ve benzeri gazetelerde çalışan profesyonellerin profesyonel pratik anlayışı bu çerçeve içine düştüğü için orada çalışmaktadırlar ve kendilerini özgür hissetmektedirler. Ciddi şekilde farklı ideolojiye sahip bir gazeteci, o örgütlü çerçevenin dışında kaldığı için, o örgütlü yapıya zaten alınmaz, kazara alınmış olsa bile bir müddet sonra gitmek zorunda kalır. Bu anlattığım yandaş medya denen medyada çalışanlar için de aynıdır. Kendi faaliyet ortamında çalışanların kendilerini özgür hissetmesi normaldir: Bir taraf hakaret ve saldırganlık yoluyla, diğeri de farklı iletişim tarzıyla kendi ortamındaki özgürlüğünü kullanmaktadır. Profesyonel özgürlük, medya dünyasında ücretli/maaşlının “özgürüm sandığı” bir düzendir ve aslında sermayenin özgürlüğünü tanımlar. Kendi ücretine/maaşına ve çalışma koşullarına karar vermeyen medya çalışanları için özgürlükten bahsetmek sadece bir teselli edici uydurudur.


Profesyonel özgürlük, medya dünyasında çalışanın “özgürüm sandığı” bir düzendir. Prof. Dr. İrfan Erdoğan

Medya profesyonellerinin konu seçme ve içerik doldurma tercihlerindeki özgürlük; kapitalistin kümesindeki horozların kendilerinin sandıkları kümeste özgürlük ötüşüne benzemektedir: Zaten herkes bulunduğu kümesin düşünsel, duygusal, ilgisel, tercihsel ve üretim yapılarıyla bütünleşmiştir. (Çıkarı için bütünleşmiş gibi üretim yapmaktadır; sonradan bir başka kümese gidince, oradaki horozlar gibi ötmeye başlar).


Tarafsızlık kavramı nesnellik kavramının göstergesidir. Yansızlık kavramı da öyle. Yani, nesnelliği belirleyen öğeler/göstergeler, tarafsızlık ve yansızlıktır (bu cümlem, totolojidir): Yani, nesnellik yerine, tarafsızlık veya yansızlık da kullanılır.


Medya profesyonellerinin nesnel olması (tarafsız ve yansız olması) imkansız ise, o zaman medya profesyonel pratiklerinin temel sorunu nedir?

(1) Tarafsız, yansız veya nesnel olamazlar; ama dürüst olabilirler. İşte medya ortamının salgın hastalığı, dürüstlükten yoksunluk hastalığıdır.


(2) Nesnel olamazlar, ama sunduklarında öznel çıkarları destekleme yerine genel çıkarları destekleyebilirler.


Hocam, Türkiye’deki medyanın profesyonelleşme sürecine baktığımızda, süreç ülkede ne zaman başlamış gözüküyor? Türkiye’de medya profesyonelliği kimliği tam olarak ne zaman yaratıldı diyebiliriz?


Profesyonelleşme demek;


(1) Yapılan işi yapmada ustalaşma demektir;


(2) Kapitalist düzende ise, aynı zamanda, sermayenin örgütlediği bir mekanda üretim yaparak para kazanıp hayatını sürdürme demektir. Medyada profesyonelleşme, yapılan işin doğası beyin ve davranış yönetimi olduğu için, konu/sorun, işin teknik olarak nasıl yapılacağının yanında, ondan daha önemli olarak profesyonel ideolojinin karakteridir. Her iki bağlamda da, profesyonelleşme (ustalaşma) o pratiğin başlamasıyla oluşmaya başlar. Türkiye gibi ülkelerdeki medya ürün üretiminde profesyonelleşme Batı tarzı üretimin ve profesyonel ideolojinin (transfer ederek, kopyalanarak) aktarılması biçiminde olmuştur. Ama günümüzde, aktarma tamamlanmıştır: Medya profesyonelliği işin nasıl yapılacağı ve içerik biçimlendirme bağlamında, özellikle Amerikan tarzını ve ideolojisini çok iyi benimsemiş, kendi yerel dünya görüşünün temel parçası yapmıştır. Bu gelişme sürecinde tarih vermek pek de geçerli değildir. Sadece bizde Amerikadan ve Batıdan en az elli yıl sonra başlamış, çok partili dönemle birlikte “batıya bütünleşme” sürecinde yavaş artan ivme kazanmış; bu ivme, yeni-dünya düzeni denen özelleştirme adı altında gelen “refah devleti” (bizde kurnazca/aptalca “devletçilik” denen) politikalarını, hem Amerika’da hem de tüm dünyada, çökertme politikalarıyla hızlanmış ve günümüzde, dinleyicilere “bol kazançlar” diyerek radyo programını bitiren (çarpık) bilinç ve (çarpık) duyarlılık seviyesine gelmiştir.


Bugün alternatif medya olma arayışındaki birçok platformun globalde ve Türkiye’de “tarafsızlık’’, “çoğulculuk” gibi kavramları sahiplendiğini görüyoruz. Bu sahiplenmenin gerçek hayatta bir karşılığı var mı? Alternatif medya -daha da ileri gidelim muhalif medya; gerçekte bu kavramlar üzerinden bağımsız bir medya aracı olabilir mi?


Temel olarak birkaç tür alternatif medya vardır:


(1) Kendinin yandaş olmadığı medyayı desteklemeyen alternatif medya: Bu, alternatif medya değildir; hükümete muhalif medyadır. Bu tür medyaya dış istihbarat servislerinin ve dış vakıfların gizlice desteklediği medya da dahildir.


(2) Alternatif kılığındaki medya: Bu tür medya içeriği siyasal, ekonomik ve kültürel eleştiriler ile doludur. Ama aslında, bu tür medyayı yönetenlerin amacı, “ciddi ve anlamlı alternatif görüşleri sunan medyaya” alternatif/karşıt olmaktır. Bu tür medya eleştirilerinin çoğu alternatif medyanın ideolojik yaklaşımlarını geçersiz ve çağ dışı kılma işine girerler. Bu tür medyaya örnek olarak “liberal-çoğulcu, post-modern, post-yapısalcı, post-marksist, burjuva feminist, günümüzde yaygın dolaşıma sokulmuş olan katılımcı-demokrasi ve çoğulculuk ideolojisini devrimcilik sanan dergileri, kitapları, gazeteleri ve (varsa) televizyonları” verebiliriz.


(3) Alternatif medya: Bu tür medya, tüm dünyada ya gayri meşrulaştırılmıştır ya marjinalleştirilmiştir. Çünkü bu tür medya (a) var olan siyasal düzeni değiştirip, farklı bir düzen getirmeye çalışır: Örneğin teolojik siyasal düzen, ultra-sağ millliyetçi düzen, ultra-sağ liberal ekonomik düzen; (b) ya da var olan üretim tarzı ve ilişkilerini değiştirerek, örneğin sosyalist veya komünist düzen kurulmasını arzular. “a” şıkkındaki “alternatif” kapitalist üretim tarzını ve ilişkilerini değiştirmeyen bir yapı getirir. Bu nedenle, kapitalizmin teolojik veya ultra-sağ uzantıları olarak işlev görürler. “b” şıkkındaki alternatif, gerçek anlamda alternatiftir, çünkü alternatif demek “aynı şeyin uzantısı, değiştirilmişi, düzeltilmişi, yenilenmişi” demek değildir. Alternatif demek var olandan niteliksel olarak farklı ve aksi, tersi, karşıtı olan demektir.

Çoğulculuk, küresel kapitalizmin ve onun ideolojisinin uydurduğu ve yaygın dolaşıma soktuğu sahte bilişler yaratmayı amaçlayan uydurudur. Bu uyduru niceliksel fazlalığını (Örneğin kadınların mecliste veya şirketlerin yönetim kadrosunda daha çok sayıda olmasını) çoğulculuk olarak yutturmaktadır. Türkiye gibi siyasal yapılarda elli tane “eş başkan” ülkeyi birlikte yönetse, bu çoğulculuk anlamına gelmez. Kadına şiddet çok sayıdaki yasalarla (yüz tane İstanbul sözleşmesiyle), ortadan kaldırılamaz. Kadına şiddeti cezalandıran yasalardaki nicel çokluk, ne demokratik çoğulculuğu anlatır ne de kadına şiddeti ortadan kaldırır. Çünkü yasalar ve adalet sistemi nitel farklılık yaratamaz; çünkü nitel farklılık şiddet kültürünü besleyen ortamın değişmesiyle mümkündür. Özlüce, çoğulculuk ancak nitel farkılılıklar varsa vardır. Küresel pazardaki sömürü ve soygun mekanlarının on binleri bulması, çoğulculuk değil, aynı soygunu yapanların, aynı soyguna ortak olan yerel güçlerle birlikte on binlerce yeri talan etmesi, soyması ve sömürmesidir. Binlerce türde medyanın olması, niteliksel farklılıkta çokluk olmadıkça, nicel/sayısal çokluğa sahip pislik yığınlarını anlatır.

i Tomaney, J. “A New paradigm of Work Organizaton and Technology”. Post-Fordism, 1994. s. 160-162

ii Erdogan, Irfan. (2013). Medyaya Marx gibi Bakmak. Seeing the Media like Marx.

Erdogan, Irfan. (2018). Diktatörlüğün Medyası: Maddi yoksunlaştırmanın düşünsel ve duygusal yoksullaştırmayla desteklenmesi (The Media of Dictatorship: Supporting the Produced Material Poverty via the Forged Mental and Communicative Poverty).